24 Haziran 2016 Cuma

Adanalıların nesi var?

Bir önceki yazımda bir klişeye savaş açtığımı söylemiştim. Yazıya gitmek için şuraya tıklayabilirsiniz.

Yine klişe olmuş bir algıdan bahsedeceğim. Bu yazıyı Adana havalimanında oturmuş uçağa binmeyi beklerken yazıyorum. Olayın kalbindeyim diyebilirim sanırım :)
Adanayı çok fazla gezip görme fırsatım olmadı. Günü birlik gelip birkaç yer görüp dönüyordum. Ancak ilk kez geldiğim günden beri Türkiye'nin birçok şehrinden daha farklı bir mizacı olduğunu söyleyebilirim. Adanalılar belki kızacak bu benzetmeye ama buraya ilk geldiğimde Küçük Saat diye bahsedilen meydanı ilk gördüğümde Hindistan'a geldiğimi zannettim. 

Hafif bir karmaşa görüntüsü vardı ancak bu yalnızca benim gibi yabancıların gördüğü bir karmaşaydı. Biraz dikkat edince aslında o karmaşanın içinde her şeyin düzenli bir şekilde işlediğini fark ettim. İnsanlar trafik kurallarını pek önemsemiyor gibiydi ama kendi kuralları varmış gibi bir kaza olmaksızın işliyordu yollar. İkinci olarak dikkatimi çeken şey ise orta yaşlı erkekler oldu. Kendilerine has bir yürüyüş şekillerine sahiptiler. Omuzları dik, kolları hafif açık, göğüsleri önde, adımları büyük ve yavaş. Bunu Adanalıların farklı göründüğünü ifade etmek için söylemiyorum. Karadenizlilerin de farklı bir duruşu vardır mesela. Veya başka yöredekilerin de. Ama Adanalıların yürüyüşü marka olmaya adaydı :)

Daha sonra bir minibüse bindim. Şoför ve muavin tuhaf bir muhabbet halindeydi. Dikkatimi çekince dayanamadım ve birazını dinledim.
Ş- O halletsin işi içerde bakarız sıkıntı olmaz
M- Yapmam demiyormuş abi. Korktuğu birileri varmış içerde
Ş- Bizimkilerin yanına aldırırız sıkıntı olmaz ben hallederim onu. Namımız var oğlum söyler adımızı yürür gider yoluna.
...
Hatırladığım kadarıyla böyle geçti konuşma. Eğer benim de düşündüğüm gibi bu içeri kelimesi hapishaneyi temsil ediyorsa ve böyle bir konu minibüste insan içinde konuşuluyorsa evet bir tuhaflık var gibi :)

Fakültede sınıf arkadaşlarımın yarıya yakını Adanalıydı. Adana hakkında sorularıma verdikleri cevaplara göre bazı bölgelerde (örneğin terminal civarı) akşam sokağa çıkmak cona*lar tarafından bıçaklanma tehlikesi içeriyormuş. Bazı yerlerde ise sabaha kadar sokakta otursan hiçbir rahatsızlık yaşamazmışsın. Adana gerçekten büyük bir şehir ve her şehirde olduğu gibi bazı suçların daha yoğun olduğu bölgeler bulunması doğal bence (bkz: Bağcılar). 
Capslere konu olan tuhaflıklara gelince. Bir şehiri hedef alıp içerik toplamaya başlasak sanıyorum Adanadakiler kadar tuhaf olayları bir araya getirebiliriz hatta belki Aydını Türkiye'nin en tehlikeli şehri gibi bile gösterebiliriz. Ancak Adananın hedef alınacak kadar dikkat çektiği de bir gerçek :)

Adanalı arkadaşlarımın hepsini seviyorum. Adanalıların da şahsına münhasır hallerini tuhaf karşılamıyorum ancak bu hallerin var olduğunu da inkar etmiyorum. 
Ve ayrıca bir sürü iyi kalpli insan da bu şehirde yaşıyor :)

Not: Ayrıca Adana Kebap diye bir gerçek var 😍
Not 2: Resimleri üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.
Not 3: Cona tehlikeli apaçi türü birşey sanıyorum :)
50°C'den bildirildi...
Yazımı beğendiyseniz + 1 bırakmayı ve blogumu takip etmeyi unutmayın :)

Sevgilerimle ...

Evlilik pişmanlık mı?

Bu aralar evli beyefendiler hakkında bir gözlem yapıyorum. Aslında gözlem de denemez sadece dikkatimi çeken bir mesele var diyebilirim.
Dizilerde filmlerde sosyal medyada capslerde karikatürlerde kısaca her türlü eğlence aracında evli erkekler eşlerinden kurtulmak isteyen evlendiği güne lanetler okuyan bir aile kurduğu için pişmanlık duyan tipler olarak gösterilir oldu. Buna karşılık olarak da ortaya atılan gırgır yapmaktan dırdır yapmaya geçiş yapmış kredi kartı canavarı yaratıklar var ki bunlar da bahsettiğimiz eşler oluyor.      Günümüz evliliklerinin %kaçı böyle bilmiyorum ancak öyle bir genelleniyorki sanki balayı dönüşünde anında bu medyatik cehenneme düşülüyormuş gibi.

Evli değilim bir eşim yok dolayısıyla bir tecrubem de yok. Bu yüzden kimseye tavsiye vericek değilim yalnızca gözlemlerimi yorumlayacağım.
Eğlence medyasının çok ciddi bir gücü var. Bilinç altınıza küçük bir filiz attıktan sonra o filizi kahkahalarla sulayıp size böylesi bir cehennemi komedi unsuru gibi kabul ettirebiliyor. Ve siz gülerken inkar mekanizmalarınız genellikle uykuda oluyor böylece günü geldiğinde bu cehennemi bahsettiğim eşlerin yerine geçerek gerçeğe dönüştürebiliyorsunuz. Sorun aslında biraz da ciddi değil mi?
Peki bu kurgunun ne kadarı gerçek ne kadarı değil? Kaç yıldan sonra kukla eşlere dönüşülüyor? Ömür boyu iyi geçinebilmek mümkün değil mi? Benim cevap vereceğim sorular malesef bunlar değil çünkü dediğim gibi tecrubem veya uzmanlığım söz konusu değil. Ancak herkesin böyle olmadığını düşünüyorum.
Geçenlerde Facebook'ta bir fotoğraf hakkında yapılan yorumları okuyordum. Bir beyefendi yorumunda evli olduğunu söylemiş. Başka bir beyefendi de yoruma yanıt yazıp "Allah başka dert vermesin" demiş. Yorum sahibi de cevaben "Bu dertse hayatımın dertlerle dolmasını isterim" demiş. Kısacık bir muhabbet geçmiş aralarında ve özetlemek gerekirse yorum sahibi evli oluşundan çok memnun, yanıt sahibiyse evliliği çile olarak görüyor. İkisinin de profiline baktım. Aklımdan geçen yorum sahibinin yeni evli, yanıt sahibininse uzun süredir evli olup sorunlu bir hayatı olduğu düşüncesi oldu. Ancak aksine yorum sahibi uzun süredir evliymiş. Yanıt sahibiyse 30larında bir bekar.
Birkaç gün sonra bir başka paylaşımın yorumlarında bir başka beyefendi "Evlilik güzel şey gençler hayatımın asıl baharını şimdi yaşıyorum" demiş. Bu tip sosyal medya yorumlarından görmeye devam ettim. Hatta sanılanın aksine sıkça denk gelir oldum. Evlilik konulu her paylaşımın yorumlarını tek tek okur oldum. Ve sonuçta bahsedilen cehennemin hiç de yaygın yaşanmadığını farkettim.

Bir de bahsetmeden edemeyeceğim bir video gördüm. Paylaşım sahibi malesef içeriği kaldırmış o yüzden sizinle paylaşamayacağım. Videoda 30larında görünen evli bir çift birlikte arabada seyahat ederken arkadan çalan şarkıya eşlik ediyor ve beyefendimiz eşine hafif bir kur yapıyordu. İlişkilerindeki masum mutluluk herkesin ilgisini çekmiş olmalıki yorumlar hep imrenen darısı başıma diyen, hem genç kızlar hem de genç erkekler tarafından yazılmıştı. Zaten muhtemelen içeriği de nazar korkusundan kaldırdılar :)
Mutsuz evlilikler yaşayan insanlar diğerlerine, "Evlenme ben pişmanım" dediği için başladı bence bu algı. Mutlu bir evlilik kurmak zor belki ama kurabilenlerin ne denli mutlu olduğunu da göz ardı etmemek lazım diye düşünüyorum.
Bu yazı bir klişeye savaş açmak adına yazılmıştır sevgili okurlar :)
Yazımı beğendiyseniz +1 bırakmayı ve blogumu takip etmeyi unutmayın :)

Sevgilerimle ♡ ♡ ♡

18 Haziran 2016 Cumartesi

Sleek i-Divine Far Paleti

Sleek i-Divine Mineral Based Eyeshadow Palette
Ultra Mattes V2 Darks
Türkiyeye gelişini dört gözle bekleyenler ve Gratis'in Sleek'i getirdiklerini heryerde duyurması sayesinde merak duyduğum bir markaydı. En meşhur ürünleri arasında far paletleri var. Ben de tanışma ürünü olarak bir far paletinin yeterli olacağını düşündüm :)
Öncelikle içeriğine bakmak istiyorum. İlk sırada mika var :) mika uzun dönem etkileri bilinmeyen bir madde. Kanserojen olduğu tespit edilen talk yerine kullanılmak üzere yaygınlaştırıldı. Ancak Micanın güvenilirliği hakkında yeterli bilgi yok. Yine de piyasadaki farlar içinde mika içerenler en masumları sayılabilir. 
İkinci madde Talk. Dediğim gibi talk kanserojen olduğu belirlenen bir madde. Özellikle solunum yoluyla vücuda alındığında uzun dönemde kansere sebep olabiliyor.
Parafin: Farların temel karışımları içinde bir de mumsu madde bulunur. Parafin bizim mum diye adlandırdığımız maddelerden biri. Gözenek tıkamasının dışında bilinen kesin bir zararı yok.
Paraben: Kanserojen etkileri kesin bilinmese de dikkatli olunması gereken bir madde. Ayrıca tahrişe hatta uzun dönemde egzemaya yol açtığı bile söyleniyor.
Dimeticone: Silikon da diyebiliriz. Farların ve rujların olmazsa olmazı sayılır. Bizden çok çevreye zararı var kendisinin :)

Palet bence çok şık duruyor :) Renklerin isimlerini paletin üzerine yazmaları bence daha güzel olurdu ancak malesef koruyucu filmin üzerine yazmışlar. 
Ve işte mini swatch :) renkler paletin koruma filminde yazılan şekilde sıralandı. Highness rengini biraz dağıtınca mordan pembeye dönüyor. 
Pigmentleri epey güzel ancak The Balmla kıyaslayan onun kadar iyi olduğunu söyleyenler kesinlikle yanılıyor. Yumuşaklığı, dokusu biraz benziyor ancak bence The balm renk verişi ve kalitesi bakımından çok daha iyi. Ama Sleek fiyatı ve kalitesi bakımından kesinlikle almaya değerdi.


Kalıcılıklarına gelince benden AA almayı başardılar :) Baz kullanmadan sabahtan akşama kadar kullanabildim. Akşama doğru biraz çizgilere dolma yaptılar ama The Balmdan daha iyiler kalıcılık konusunda. 
İçine yerleştirdikleri sünger fırça bence yanlış bir seçim. Sünger fırçalar ışıltılı renkleri uygulama konusunda daha iyiler. Yani tamamen mat bir paletin için sünger fırça hatalı olmuş bence. Ama süngeri yumuşacık ve paletten rengi çok güzel alıyor. Koyu renklere ince bir uygulama yapmak için ideal :)
Yazıyı beğendiyseniz +1 bırakmayı ve blogumu takip etmeyi unutmayın :)

Sevgilerimle ♡ ♡ ♡ 

Sleek ve Gratis Alışverişi

Son 3 haftadır final sınavlarıyla uğraşmaktan bloga girecek vakit bile bulamıyordum. Geçtiğimiz cuma haftasonunun gelişini fırsat bilip şu meşhur Sleek paletlerinden almak için Gratise gittim. Malesef Sleek her Gratis mağazasında yok. Bu yüzden gitmeden önce gratis uygulamasından Sleek satışı olan mağazalara baktım ve neyseki bana en yakın mağazalarında da Sleek reyonu varmış. Ayrıca aklımda Max Factorden de bikaç parça alışveriş yapmak vardı. Ancak mağazaya gidince farkettim ki Sleek standı için Max Factor standını kaldırmışlar. Ayrıca Gosh standı için de Essence standını kaldırmışlar. Minicik mağazalar açıp sonra içine sığamadıkları için devamlı kullandığımız markaların ürünlerini alabilmek uğruna birden fazla gratis mağazası gezmek mi gerekiyor yani?
Mesela Watsons orta stand şeklinde de olsa bütün markaları bir arada tutmaya çalışıyor. Umarım Gratis de bu konuya bir çözüm bulur.
Neyse gelelim neler aldığıma :)
Sanırım Sleek ürünleri içinde en popüleri bu 12li far paletleri. Sleek i-Divine ismiyle geçen sanırım 12 çeşit far paletleri var.  Hepsi de yarı ışıltılı yarı mat. Birkaçı daha fazla ışıltılı renkler taşırken bir tanesi de tamamen mattı. Tahmin edin hangisini aldım? Mat olanı :) Işıltılı renklerdense mat renkleri seviyorum :) Ayrıca paletin içinde hem iddialı hem naturel tonlar mevcut yani aldığıma pişman olmayacağıma eminim. İncelemesine şurdan ulaşabilirsiniz.
Fiyat:49,90TL



Bir dönem kilo aldığım için ve cilt tipimden ötürü biraz çatlak problemim var. Fakültede öğrenciğimize göre çatlaklar asla yüzeysel krem uygulamalarıyla iyileştirilemez. Ama çatlakların derinliklerine göre çeşitleri var ve daha yüzeysel olanların yağlarla veya kremlerle görünümünü hafifletmek mümkün. Bu tip ürünler içinde adından en çok söz ettiren Nivea Q10 serisi oldu. Ben de denemeye karar verdim :) Bu ürünün incelemesini şişe bitene kadar yapmamayı düşünüyorum. Net sonuçlar görebilmek için :)
Fiyat: 31,90TL

Corrector paletlerine uzun zamandır merakım olmasına rağmen nedense hiç almamıştım. Biraz da etkili olacağına inanmıyordum diyebilirim. Contrast tekniği ile açıklanıyor bu paletlerin etkisi. Kızarıklıkların üstüne yeşil, mor halkaların üstüne sarı mavinin üstüne ise turuncu uygulama ile rengin görünürlüğü azaltılabiliyor. En son da üzerine kapatıcınızı uygulayıp bitiriyorsunuz. İnceleme yazımda detayları bulabilirsiniz :)
Fiyat:16,90TL


Ve gelelim listemizin son ürününe :) Ambalajıyla gönülleri fetheden The Foot Factory nin scrubını aldım :)Malum yaz geldi ayak bakımına daha fazla dikkat etmek lazım. İçinde ceviz kabuğu tanecikleri içeriyor ve nane aromasına sahip. Nazikçe soyuyor ve duştan çıktığımda ayaklarımda hoş bir ferahlık bırakıyor. Ben şimdiden sevdim bu ürünü :)
Fiyat: 7,90TL

Bunların dışında 2 tane de eklips dudak fırçası aldım. Ama dudaklarım için değil :) Correctoru sivilce kızarıklıklarına uygulamayı düşünüyorum bunun için ince uygulama yapmamı sağlayacak bir fırçaya ihtiyacım vardı ben de dudak fırçasını uygun buldum. Ayrıca doğru bir karar verdiğimi de belirtmeliyim :)
Ürünlerin inceleme yazıları kısa süre içinde blogumda olucak. 
Yazıyı beğendiyseniz +1 bırakmayı ve blogumu takip etmeyi unutmayın :)

Sevgilerimle ♡ ♡ ♡ 

2 Haziran 2016 Perşembe

Dermokozmetik Alışverişim

Daima kullandığım ve çok memnun olduğum yüz temizleyicimin bitmesine az kaldığını farkettiğimde herzamanki gibi bir eczaneye gidip temizleyicimi alıp gelmeyi düşünüyordum. Ancak bir arkadaşımın Dermoeczanem.com dan yaptığı alışverişte tamamen orjinal ürünler gönderdiklerini gördüm. Hadi bi cesaret ben de bu kez internetten alayım diyerek sitelerine girdim :)
Salı günü verdiğim siparişim Zonguldak Ereğlideki merkezlerinden bugün geldi. Son derece hızlı bir gönderi olduğunu belirtmeliyim :)
2 parça ürün alışverişime 4 tane tester göndermişler. Ve testerların hepsi birbirinden güzel :)

Sıkı sıkı sarmışlar ürünlerimi :)) bebekler gibi bakmışlar siparişime :) Bu konuda da çok takdir ettim. Nitekim kargo şirketlerini ellerinde olan olmayan sebeplerle kargolarımıza birazcık hasar veriyorlar çünkü.
Gelelim neler aldığıma. Avene ürünlerinden henüz yalnızca güneş kremlerini kullanmıştım. Bir markanın cildinize iyi geldiğini düşünürseniz o markanın çoğu ürününü de seversiniz. Çünkü her firma araştırma geliştirme bölümlerinde belli başlı içeriklerini neredeyse her ürününe de koyar. Bu yüzden avene ile tanışmak için böyle bir seriyi almayı istedim. İçerisinde avene in yüzü olmuş meşhur termal suyu (50ml sprey), yine termal suyla zenginleştirilmiş köpük temizleyicisi (50ml), ve Hydrance serisinin Optimal Légère nemlendirici kremi (15ml) mevcut. 

Veee benim bayıla bayıla kullandığım La Roche-Posay in Effeclar serisinin yüz temizleme jeli. Yağlı bir cilt tipim olduğu için bu jel benim için bire bir :)
Tester olarak Nuxe ün Huile De Prodigieuse çok amaçlı kuru yağını, Nuxe ün Creme De Prodigieuse yüz kremini ve yine Nuxe ün Aroma Perfection yüz yıkama jelini göndermişler. Ayrıca Filorga nın Bb-Perfect kreminin 2 numaralı tonunu göndermişler.
Aldıklarımın ve hediye gelen testerların incelemelerini yakında blogumda paylaşacağım. Kaçırmamak için blogumu takip etmeyi unutmayın :)

Sevgilerimle ♡ ♡ ♡ 

29 Mayıs 2016 Pazar

Üniversite Öğrencisi Olmak- 1


Ben 4.sınıf bir üniversite öğrencisiyim. Son sınıf mıyım? -Hayır. :( Okuduğum bu harika bölüm 5 yıllık olduğu için yaşıtlarım mezun olurken ben Facebook'ta mezuniyet fotoğraflarını beğenerek final sınavlarına çalışmakla meşgulüm. Ayrıca bölümümün kendisi 5 yıllık. Hazırlık vs. okumadım. Zaten bizim üniversitenin hazırlık sınıfı olan bölüm sayısı bir elin parmakları kadar :)
1. Sınıf
Lise kafasından bir türlü sıyrılınamayan bir sınıftır bu. Özellikle ilk dönemde hala insanlar gruplar halinde gezmeye, "Üniversitede kızlar teklif ediyomuş oluuum" kafasını yaşamaya ve "her yeri hemen gezip görmeliyim" mantığıyla koşuşturmaya başlar. Üniversiteli olmaya bu dönemde havalı birşey veya yeni bir rütbe gözüyle bakılır.
Yeni arkadaşlıklar edinilir ve bununla tuhaf derecede mutlu olunur. Eğer üniversitenizden memnun değilseniz bir de yatay geçiş hayalleri söz konusudur. Çok çalışıp yüksek notlar alıcağınıza belki de gerçekten inanırsınız.
Üniversiteli olmayı gözünüzde öyle bir büyütürsünüz ki öğrenciliğin en rezil yanlarını bile yaşamaya can atarsınız. Bu dönemde bazı gençler Yurtta kalmalarına ve her gün mis gibi yemek çıkmasına rağmen ısrarla makarna yemeye bile çalışır.
İlk vizeler bir tokat gibi gelir. Üniversite sınavına bile böyle çalışmadığınız halde nasıl olur da bu kadar düş not aldığınıza inanamazsınız. İlk vizeler bitince ilk büyük çılgınlığınızı yaparsınız. Ben arkadaşlarımla çılgınlık yapmak için sabaha kadar uyumayıp film izlediğimizi hatırlıyorum. Çok çılgınca ama dimi? Vuu huuu!
Derken final dönemi de gelir. Ders çalışarak sabahlama diye adlandırdığımız kişinin insanlık dışına çıkmasına sebep olan, damarlarda kan yerine kahvenin dolaşmaya başladığı bu yeni boyutla belki de ilk final döneminizde tanışırsınız. İlk finallerin bitişi en tatlısıdır. Çünkü artık memleket kelimesinin ne kadar derin bir duygu taşıdığını öğrenmişsinizdir. Ailenize kavuşmak en büyük hediyelerden daha çok mutlu eder sizi.
İkinci dönem ilk dönemden daha hızlı geçer. Yaşadığınız şehri çoğunlukla öğrenmişsinizdir. Bu kez yakınlardaki illere gitmeye çaba gösterirsiniz. Bütün bu heyecan gezip tozma merakı size yeni bir şey öğretir; Paranın kıymeti..
Babanın gönderdiği paranın nasıl 2.günden buharlaşıp bittiğini anlayamazsınız. Bir ayın ilk haftasını paşalar gibi kalan günlerini ise tabiri caizse hint fakiri gibi geçirmek neymiş o zaman anlarsınız. Eğer şanslıysanız birinci dönemde yapılan burs başvuruları bu aralarda meyve vermeye başlar. En azından bir öğrenim kredisi alarak yola devam edersiniz. Bu durum da sizi ayın 6-7-8 ini milli gün gibi karşılatır hale getirir. Bir ufak hatırlatmada bulunalım, bu döngü mezuniyete kadar aynen bu şekilde devam edecek :)
Vize zamanı geldiğinde artık işin ciddiyetinin biraz daha farkındasınızdır ama ne fayda? Aldığınız sonuçlar yine sizi memnun etmez. Bu daima böyle midir? Elbette hayır. %1lik bir kesim için sınavlar daima memnun edebilir :) Ama siz o %1 değilsinizdir. Kesin değilsiniz :))
Sene başında dahil olduğunu kopmaz bağlarla birbirinize bağlandığınızı sandığınız arkadaş grubu sürekli olarak değişim halindedir. Zamanla anlarsınız ki arkadaş grubu diye birşey kalmamıştır. Yakın arkadaşlarınız ve arkadaşlarınız vardır artık. Liseli olmaktan üniversiteli olmaya bir adım daha geçiş yapmış olursunuz. 
Ve artık finaller gelmiştir. Bu dönemin ardından belki de ilk kez yeni bir dönem daha girer hayatınıza. "Bütler"
İşte artık siz de tam anlamıyla bir üniversitelisinizdir...

Devamı için blogumu takip etmeyi unutmayın :)
Sevgilerimle  ♡ ♡ ♡

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Avene Cleanance Solaire Spf 50

Yaz geldiiiii :)
Yaz tatili denince akla gelen deniz kum güneş üçlüsünün üçüncüsü beni biraz korkutuyor. Buğday tenli biriyim ve güneşte en kolay yanıp çabucak bronzlaşan ten rengine sahibim. Bu yüzden her yaz günlük kullanım için Spf50 bir güneş kremi kullanmayı tercih ediyorum
Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için herkesin en az Spf50 olmasa bile bir güneş koruyucu krem kullanması gerekiyor. Aksi halde güneş yanıkları, lekeleri veya ileri boyutlarda cilt kanserine davetiye çıkabiliyor.
Benim geçen yazdan beri tercihim Avene'in bu 50 farktörlük güneş koruyucusu oldu. Daha öncesinde Sebamed in spf50 güneş koruyucusunu kullanmıştım ancak cildimin yağ dengesini bozup bazen sivilce oluşumuna sebep oluyordu. Bu yüzden Avene'e geçiş yaptım. :)
Öncelikle Sebamedden vazgeçmeme sebep olan durum Avenede söz konusu olmadı. Yağlanma ve sivilce gibi oluşumlar söz konusu olmadı. Son derece transparan bir görüntüsü var. Sebamed ne kadar ince sürersem süreyim yoğurt sürmüşüm gibi görünüyordu :)) Ancak kıvamı bana biraz yoğun geldi, uygulama kolaylığı açısından rahatsız edici.
Pompa uçlu ve bence böyle olması ideal olmuş. Sprey olamayacak kadar yoğun bir kıvamı var ve eğer tüp uçlu olsaydı kullanımı zorlaştıracaktı. Güneş koruması da yeterli düzeylerde. Ben genel olarak memnun kaldım. Ama biraz daha ince kıvamlı olmasını tercih ederdim.

Blogumu takip etmeyi unutmayın :)
Sevgilerimle ♡ ♡ ♡