21 Ağustos 2017 Pazartesi

Meme Kanseri YAPMAYAN Deodorantlar | Alüminyum ve Paraben İçermeyen Deodorantlar

    Yediklerimiz kadar cildimize sürdüklerimizin de artık ölümcül derecede tehlikeli olabileceğinin farkındayız. Bu konuda hassasiyet göstermemiz gerektiğini biliyoruz ama nereden başlayacağımızı, neleri kullanıp kullanmayacağımızı anlamak pek de kolay değil sanki? Özellikle de güvenli ve sağlıklı sandığımız şeylerin bile kansere sebep olabileceğini öğrenirken...
    Yeni yeni öğrendiğimize göre alüminyum içeren deodorantlar kansere sebep oluyor! Neden ve nasıl olduğuyla alakalı ter kanallarını tıkamak, östrojen benzeri etki göstermek gibi teoriler olmasıyla beraber tam olarak bilinmiyor. Meme kanseri hastaları üzerine Nortwestern Üniversitesinde yapılan araştırma alüminyum içeren deodorantlar kullanan kadınların daha erken yaşta meme kanseri olduklarını kanıtlamış durumda.

     Deodorantlarda bulunan ve zararlı olduğu bilinen parabenden sonra alüminyumu da zararlılar listesine ekledikten sonra geriye iki seçenek kalıyor. Deodorant kullanmamak veya alüminyum ve paraben içermeyen deodorantlar bulmak. Her iki durumda da ter kokusunu önlemek için birkaç önerim var.
    Ter kokusu başta koltuk altı olmak üzere ter bezlerinin yoğun bulunduğu yerlerde oluşan nemli ve sıcak ortamı 5 yıldızlı otel gibi değerlendiren bakterilerden kaynaklanmaktadır. Bilinene göre yaşamak ve kötü kokmak dışında pek bir şey yapmayan bu bakterileri yok etmek prensipte çok kolay. Duşunuzu akşam yerine sabah almayı seçerseniz (her gün duş aldığınızı varsayarak) gece boyunca üreyen bakterilerden kurtulmuş ve gün içerisinde ter kokusu yaşama ihtimalinizi azaltmış olursunuz.

    Meryl Streep'in deodorant yerine vodkayla koltuk altını sildiğini duymuş muydunuz? Alkol bilinen en iyi dezenfektanlardan biridir. Ancak hassas ciltliyseniz tahrişe yol açabilir. Meryl Streep olayını genel kültür olsun diye söyledim aslında böyle bir şey yapın demiyorum :) Ancak alkolsüz deodorant almayı mantıksız bulma sebebimi açıklamış oldum. Alüminyumun zararını yeni öğrendiğimizi hatırlarsak, alkolün de tüm etkilerini bilmediğimizi varsayabiliriz. Yani ben şahsen alkol içeren deodorant kullanmakta sakınca görmüyorum. Ama tercih sizin :)

    Sadede geliyorum :) Ben bu anlattıklarıma uygun Alüminyum ve Paraben içermeyen iki deodorant denedim.


    Nivea ve Sebamed. Her ikisi de Paraben ve Alüminyum içermiyor. Sebamedin sprey ve roll-on formu var, bendeki roll-on. Niveanın ise sadece sprey formu var. Her ikisi de gazsız deodorant oldukları için kısmen çevre dostu olduklarını belirtebilirim. Nivea Sebamed'den daha fazla bileşene sahip ve daha hoş kokuyor. Sebamed ise kullandığı parfümün bile zararsızlığını belgelemiş durumda. Özetle Sebamed daha cilde dost ve Nivea ter kokusunu daha iyi önlüyor. Ama her ikisi de koku önlemede Alüminyum içeren deodorantların gerisinde kalmışlar. Bu da ter kanallarını tıkamamalarından kaynaklanıyor. Aslında iyi bir şey :) Bu arada Sebamed'i 22 TL'ye Nivea'yı 11 TL ye aldım.

     Bu ikisi dışında bildiğim ve tavsiye edebileceğim alüminyumsuz deodorant önerilerim de var. Incia alüminyum ve parabenle birlikte alkol ve parfüm de içermiyor. Vichy mineral deodorant ise doğal mineralli su içeriyor. Çoğu deodorant markasının kısa sürede çok da çeşitli ve geliştirilmiş formüller çıkaracağına eminim :)
      Özetle önce sağlık diyorum ve marka seçimini size bırakıyorum :)




20 Ağustos 2017 Pazar

Sivilce Sorunum ve Dermaplus MD RX Clean

    Sanırım buraya "Sivilcelerimden Nasıl Kurtuldum?" "Bebek poposu gibi bir cilt hayal değil!"gibi başlıklar atmam lazım ama bu hikaye o reklam kaygısından çok sivilce hikayemin 1 yıllık kısmını ve gerçekten son olmasını umduğum mutlu sonunu anlatıyor.
    Bundan 1 yıl önce zaten hafif de olsa sivilce sorununa sahip olan cildim çıldırmış gibi kistik sivilceler türetmeye başladı. -Kistik sivilce derinin altında oluşan ağrılı yayılmacı türdeki sivilcelere verilen isim-. Antibiyotikli 2 çeşit krem ve antibiyotik hap ile doktor gözetiminde tedaviye başladık. Tabi öncesine hormonal olma ihtimalini eledik. İşin bu kısmı kafanızı şişirmek istemediğim ve doktorunuza veya eczacınıza danışmadan kendi başınıza ilaç kullanmamanız için özendirici olmamaya çalıştığım kısım. Gerçi özenilecek bir durum yok çünkü tedavi hiç işe yaramadı.


    Bir yıl boyunca ilaçlarım ile temizleyici ve tonik dışında hiçbir şey kullanmadım. Kullandığım antibiyotiğe direnç geliştirmem de yanıma kar kaldı. Bir yılın sonunda farklı bir dermokozmetik markasına geçmeye karar verdim. Daha önce salisilik asit içeren bir ürün kullanmadığımı farkettiğim için de Dermaplus MD markasının "RX Clean" temizleyicisi ile ilk adımı atmak istedim. Cildimin vereceği tepkiye göre serum tonik ve yağ dengeleyiciyi de kokteyle ekleyip yoluma devam edecektim.

    Şuradaki yazımda bahsettiğim üzere dermokozmetikler etkin maddeler(ilaç) içerirler. Bu ürün etkin madde olarak %2 Salisilik asit (asprin benzeri ilaç) %15 de Glikolik asit içeriyor. Birçok ürünü denemek zorunda kaldığım için bu üründen de artık pek ümidim kalmamıştı. Daha doğrusu dermokozmetikler yerine daha radikal etki gösteren ve ağır yan etkilere sahip ilaçlara bile razı olacaktım. Ama tam da bu esnada sanırım mucize olarak anılması gereken olay gerçekleşti. RX Clean bütün sivilcelerimi kullanmaya başladıktan kısa süre sonra yok etti. Hatta her zamanki gibi sivilcelerin ardında iz bırakmasını beklerken çok hızlı bir iyileşme gözlemledim.
    Birkaç meslektaşıma ürün hakkında geri dönüşleri sordum ve bu güne kadar denemediğim için artık kendime kızıyorum. Kullanan neredeyse herkes sivilce sorununun tamamen çözüldüğünü söylüyor. Yani diğer çözümler işe yaramadıysa ve kistik sivilceleriniz varsa denemeye değer diyebilirim.

    Temizleyiciyi kullanmaya başladıktan hemen sonra cildim korkunç derecede kurudu. Bu bana fazla geliyor sanırım diye düşünürken birkaç gün daha beklemeye karar verdim. Kuruluk zamanla azaldı ve cildim belli bir yağ dengesine oturdu. Yine de kuru geçen günler bana serum kullanmanın fazla gelebileceğini düşündürttü. Henüz doğru karar olduğundan emin değilim ama yaklaşık 2 aydır pms günlerindeki tek tek sivilceler hariç hiçbir pürüz yaşamadım. Özellikle kistik sivilcelerin tamamen gitmiş olduğunu bildirmekten mutluluk duyuyorum :)
    Benim için mutluluk Dermaplus MD RX Clean olmuş oldu. 1 yıl boyunca hiçbir şekilde çözüm bulamadığım sivilcelerin birden gidişine hem seviniyorum hem de geri gelir diye korkuyorum diyebilirim. Yine de bu günlerde aynaya bakmak beni mutlu ediyor ve bu duygu harika.

    Şimdi neden size gidin mutlaka deneyin demiyorum kısmına gelelim; her insan özeldir. Benim bu güne kadar denediğim tedavilerin pek çoğu %80-90 başarı gösteren tedaviler olmasına rağmen bende işe yaramadı. Bu durum bir çok sebeple açıklanabilir olmakla beraber özeti; "her insan özeldir" şeklinde. Sivilcenin tipi, durumu, ciddiyeti, daha önce uygulanan tedaviler, hatta kişinin yaşı kilosu vs uygulanması gereken tedavide belirleyici etmenlerdir. Bu sebeple uzman görüşü çok önemli.
Bütün yazının özeti olarak; ben bitap düştüğüm sivilce problemimi Dermaplus MD RX Clean ile çözdüm. Eğer siz de sivilce sorunu yaşıyor, düzgün temizleyici kullanımına ve bakıma rağmen çözemiyorsanız eczacınıza veya dermatoloğunuza bu ürünün size iyi gelip gelmeyeceğini danışın. Uygun olduğunuz düşünülüyorsa ve 220TL verecek bütçeniz varsa tavsiye ediyorum :) Dilerim sizin cildiniz daha uygun fiyatlı ürünleri sever. Benimki şımarık çıktı...

18 Ağustos 2017 Cuma

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.

15 Ağustos 2017 Salı

Dermokozmetik / Kozmetik Ürünler ve Farkları

    Bugün çok önce sözünü verdiğim vakit bulamayıp yazamadığım, kozmetik ve dermokozmetik ürünlerin farklarından bahsedeceğim. Önce kavramları tanımlayalım :)

    Dermokozmetik; 

    cilt, saç, tırnak vs gibi vücut kısımlarının bakımı için ilaç titizliğinde preklinik ve klinik testler ile hazırlanan preperatlardır. Eczanelerde satılırlar. Markalara örnek verirsek; Nuxe, Bioderma, Dr Murad, DDF, La Roshe-Posay, Dermaplus MD, Pharmaceris'i söyleyebiliriz. Soruna veya bakımın amacına uygun olarak ilaç etkin maddesi içerirler. İlaç sınıfına giren kremlerden veya diğer ilaçlardan farklı olarak içerdikleri ilaç etkin maddelerinin miktarı ve çeşidi bakımından bazı kısıtlamalara tabiidirler. Eczane satış ruhsatı gibi belgelere sahiptirler.

    Kozmetik;

    aynı vücut kısımlarının bakımı için hazırlanan dermokozmetiklere nazaran daha az kontrole tabii tutulan, semt pazarında bile satışına izin verilen, ilaç içermedikleri gibi cilde zararlı koruyucu veya benzeri maddeler içerebilen ürünlerdir. Genelde en çok bilinenler tarım bakanlığı onayı almış olanlardır. Diğerlerini Allah bilir diyebilirim :) Dermokozmetiklere göre çok daha uygun fiyatlı olmalarının sebebi ise satış öncesi testler bakımından yetersiz olmaları böylece firmanın Ar-Ge çalışmalarında fazla masraf harcamamış olmalarıdır.

     Tanım yazmak niyetiyle olayın aslını baya baya anlatmış bulundum :) Biraz da geleceğini tahmin ettiğim sorulara cevap vermeye çalışacağım. Eğer farklı bir sorunuz varsa yorumlara belirtmeyi lütfen unutmayın.

dermokozmetik ile ilgili görsel sonucu

    Bu anlattıklarınıza göre kozmetikler kötüdür dermokozmetikler iyidir diyebilir miyiz? 

    Genelleyecek olursak kozmetikler daha az kontrol edilen ve ilaç içermeyen ürünlerdir. Bitkisel içerikli olsalar bile bu bitki ektraksiyonları kontrolsüz gerçekleştiği için içeriğindeki yararlı bileşenler bozulabilir. Ancak fiyat performans açısından bakılacak olursa bazen dermokozmetikler kozmetiklerin gerisinde kalabiliyor. Yine de ekonomik olacağım derken zararlı ürünler kullanmamak amacıyla iyice araştırmak gerekiyor

    Kozmetiklerin kullanılması gereken durumlar nelerdir?

    Maddiyattan girdik devam edelim, eğer dermokozmetik bir ürünü karşılamaya bütçeniz el vermiyorsa kozmetiklerden önce bitkisel çözümler düşünülmeli. Örneğin sivilce sorununuz varsa kil maskesi, yaşlanma veya kuruluk probleminiz varsa nemlendirici olarak bitkisel yağlar tercih edilebilir. Birkisel çözüm bulunamazsa eczacınızın tavsiyesi üzerine uygun fiyatlı eczane ürünleri de tercih edilebilir. Örneğin, sivilce için sebamed sabunu kullanmak gibi... Ama alternatifi olmayan; örneğin güneş kremi almak niyetindeyseniz ve uygun fiyatlı ürün istiyorsanız kozmetiklere yönelebilirsiniz. Ama bu durumda da içeriğini ve markayı iyice bir araştırmak gerekmektedir.

kozmetik ile ilgili görsel sonucu

    Makyaj ürünü olarak neler tercih edilmeli?

    Dermokozmetiklerin de renkli makyaj ürünleri mevcuttur. Aman 2 gr bir şey kullanılıyor zaten içeriğin ne önemi var diyenlere küçük bir bilgi: bir kadın ömrü boyunca 3kg ruj yer. Rujların içerisinde kullanılan adi renklendiriciler ağır metaller içerir ve bu metaller karaciğerde birikir. Hadi tamam rujun pahalısını alalım da göz farının ucuzunu alsak nolacak sanki diyorsanız da blefarit, konjunktivit gibi kelimeleri google'layarak kısa vadeli tehlikeyi görebilirsiniz. (Dikkat görüntüler rahatsız edici olacaktır.) Fondöten pudra vs gibi malzemelerin sonuçlarını ise tahmin edebilirsiniz.
    Sonuç olarak benim tavsiyem içeriği ve markayı kontrol etmek suretiyle temiz ve sağlıklı olmak şartıyla kozmetikler de tercih edilebilir. 

    Dermokozmetik alırken nelere dikkat edilmeli?

    Dermokozmetik ürünler fiyat olarak çok çeşitlilerdir. Bazı markalar 50tl civarında ürünlere sahipken bazı markalar binlerce lira değerindedir. Bu genel olarak markaların Ar-Ge çalışmalarına harcadıkları para, hammaddelerin kalitesi gibi giderlerle alakalı olduğu kadar marka bedeliyle de alakalıdır. Yine de pahalı ürünler daha iyidir demek pek doğru olmaz. Zira dermokozmetik ürünlerin en çok beğenilen ve maksimum yarar sağlananları farklı fiyat gruplarından ürünlerdir. Bu sebeple eczacınıza danışarak cilt tipinize uygun ürünü seçmek ve almadan önce içeriğini araştırmak çok önemli.

    Dermokozmetik ürünleri nereden almalıyız?

    İnternetten alınan dermokozmetik ürünlerin %50 sinin sahte olduğunu biliyor muydunuz? Ayrıca eczacılar aynı ürünleri farklı kişilere sattıkları için hangi cilt tiplerine nasıl fayda sağladığını iyi bilirler. Yani ürün alırken aynı zamanda danışmanlık hizmetinden de faydalanırsınız. Ayrıca cilt analizi yapan eczaneleri tercih etmenizi tavsiye ederim. 
Özetle içeriğinde ne olduğunu bilmediğiniz kozmetikleri asla kullanmayın. Aksi halde cilt bakımı yapıyorum sanırken kendinizi zehirleyebilirsiniz. Ama tabii ki güzellik düzenli bakımla mümkündür :)
Güzel günler :) 

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Lancome'un Komik Reklamı - Monsieur Big Maskara

    Böyle bir şey için blog yazısı yazılmaz, kötü sözler bile söylesen ürünlerinin reklamını yaparsın boşver diye diye kendimi tuttum bir müddet. Ama Instagram'a reklam verdiklerini görünce artık dalga geçmeden duramayacağımı anladım. Öncelikle sizi, hangi kafayla çekildiğini merak ettiren Lancome reklamını izlemeye davet ediyorum...



    Ne kasdettiğimi farkettiniz mi? Takma kirpik etkisi diyerek çok büyük bir cesaretle bir göze takma kirpik bir göze rimel uyguluyor model kızımız. Zaten modelin kirpik modelliği yapması tamamen hata ama o kısma hiç girmeyeceğim.


    Kızımız kirpiği pıt diye takınca "oha ne güzel taktı" demiş içten içe kıskanmaya başlamıştım ki aslında takamadığını görene kadar. Kirpik resmen havada duruyor! Ayrıca seyrek bir kirpik seçerek kendi maskaralarını daha dolgun göstermek istemişler sanıyorum ama ben kirpiğin doğal duruşuna bayıldım. 
    Sıra geldi işin rezillik kısmına. Lancome bey ne yapıyorsunuz? Bu nedir? Topak topak, yapışmış, saçma sapan bir görüntü. Benim canım ciğerim rimelim Max factor False Lash(30tl civarı) bitmek üzereyken ve kurumaya başladığında bile böyle çirkin bir sonuç vermiyor yani. Ayrıca Allah aşkına kaç kat sürdünüz şunu?
     Markasına para verilen ürünlerin başında yer alıyor Lancome. Özellikle 100TL gibi bir fiyatı kesinlikle haketmiyor. Bir ben mi bu kadar güldüm bu reklama diye merak edip yorumlara da baktım. Millet şaşkın!


    Deneyen kullanan varsa yorumlarını duymayı çok isterim. Zira ben deneyeceğimi hiç sanmıyorum :)


3 Haziran 2017 Cumartesi

Üniversite Öğrencisi Olmak - 3 | Son Sınıf

     Son sınıf olmak artık üniversiteli gibi hissetmeyi bıraktığınız aşamadır. Mesela kampüse her girişinizde alt sınıflara kardeşleriniz gözüyle bakmaya başladığınızı, geçirdiğiniz her günü özleyeceğinizi fark edersiniz. Çünkü artık her şeyin sonuna gelmişsinizdir ve 7 yaşından beri uğruna çalıştığınız çabaladığınız günler yalnızca 1 yıl uzaktadır. Öğrenciliğin ne kadar güzel bir şey olduğunu fark etmeye başlarsınız. Yine de hayallerinizi süsleyen 1 numaralı şey artık diplomadır.
    Bitirme tezi yazılan bir bölümdeyseniz yaptığınız seçim sonucunda nur topu gibi bir tez konunuz ve tez hocanız olmuştur. Bu hoca bazen arkasından küfürler ettiren biri olur bazense benimki gibi birlikte alışverişe gidebileceğiniz dünya tatlısı bir profesördür. Literatür taramasının ne olduğunu, tez yazım kurallarını, çeviri yapmanın zorluğunu ve jüri önünde sunum yapmanın heyecanını öğrenirsiniz. Bende olaylar nasıl ilerledi merak edenlere biraz bahsedeyim.


    İlk başta hocanın yanında ziyadesiyle gergindim. Bir de sanki kadının alzeimerı varmış gibi yanına her gittiğimde kendimi tanıtıyordum. "Kim olduğunu öğrendim artık söyleme lütfen" diyene kadar bunu yapmaya devam ettim. İster inanın ister inanmayın unutan hocalar da mevcut. Yine de kendi hocama gerizekalı muamelesi yapmasam daha iyiydi sanırım. Örnek tezlere bakınca "bunu yazan öğrenci nasıl başarmış ya ben yapamam!" diye triplere girdim başta. Sonra hocanın yönlendirmesiyle daha önce konumla alakalı yazılan tezleri inceledim vs derken zamanla çorap söküğü gibi ilerledim. Hocamın ricası üzerine Nisan ayında bir kongrede tezimle ilgili sunum yaptım. Bu aşamada da bana Yüksek lisans öğrencisi yardımcı oldu. Kongre sunumundan sonra jüri önünde bitirme sunumu yapmak pek de zor olmadı. Ama yine de şık resmi kıyafetler giyip topukluları geçirip yıllarca bana ders anlatan 4 ayrı hocaya sunum yapmak heyecan vericiydi.
Balonuzda Ziynet kadar şanslı olabilmeniz dileğiyle...

    Tüm bunlar olup biterken 2. döneme serpiştirilmiş şeker tarihlerimiz vardı. Bunlar fotoğraf çekimi, balo, mezuniyet provası gibi günlerdi. Bu şeker günler geldikçe arkadaşlarınızdan ayrılacak olmanın acısı daha gerçek bir his haline geliyor. Ne kadar fotoğraf çektirseniz az, ne kadar sarılsanız yetmez, özleyeceksiniz. Ama çok da şeyapmayın görüşmek isteyen görüşür yani :)
    Ben bir de akıllılık edip mezuniyet komisyonuna girdim. Neymiş efendim kendi mezuniyetimde söz sahibi olup her şeyin güzel olmasını sağlayacakmışım. Aman siz böyle bir hataya düşmeyin. Boşverin başkası yapsın. Neden mi? Eller kadir kıymet bilmiyor sevgili okurlar...

     O elbise alışverişlerinin sizi yıpratmasına da izin vermeyiniz. Kendinizi sınıf arkadaşlarınızla da kıyaslamayınız. Emin olun o güzel elbisenin içinde yürekleri hoplatan bir peri kızı oldunuz! Ah şimdiden özledim o geceyi. Hem eğlendik hem de anı videosu sayesinde ağladık. Ama asıl göz yaşlarımızı kep törenine sakladık.
    Evde kalıyorsanız evinizi toplayıp elektrik su aboneliğini kapatacağınız, yurtta kalıyorsanız eşyalarınızı alıp yıllardır yaşadığınız şehri terkedeceğiniz an gelince hüznü hissedeceksiniz. Ailesiyle yaşayanlar bu noktada çok şanslı ama yine de dostlarının gidişini görmek de üzücü. Kampüsten son çıkışımızda videolar çekişimizi unutmuyorum. Artık her şey anı haline gelmeye başladı bile!
    Kep törenimi eczacılık yeminimi ve mezuniyet sonrası psikolojisini bir sonraki yazımda anlatacağım sevgili okurlar.

31 Ocak 2017 Salı

Pirinçten Un ve Pirinç Keki (Tteok/떡) Tarifi

    Yarıyıl tatilinin gelmesiyle bol bol Kore dizisi izleme fırsatım oldu. Mutfağa ve özellikle ülke mutfaklarına olan ilgim sebebiyle de sürekli olarak Kore yemekleri dener başarılı olduklarımı da sevdiklerimle paylaşırdım. Bu kez Kore yemeğini değil, tarifimi paylaşacağım :)


    Tteokbokki isimli yemeği Kore dizisi izlemeyi sevenler duymuştur diye tahmin ediyorum. Acılı biber salçası ile hazırlanan pirinç keki yemeği. Temelde pirinç keki, su, nişasta, ve Kore acılı biber salçası içeriyor. Tarifi zenginleştirmek için içerisine, kimchi, lahana, yeşil soğan, yumurta gibi şeyler de eklenebiliyor. Peki nedir bu pirinç keki?


    Asya ve Kore marketlerinde hazır olarak bulabileceğiniz gibi aşağıda vereceğim çok basit tarifle kendiniz de hazırlayabilirsiniz. İçerisinde pirinç unu, su ve tuz ve yardımcı olarak da susam yağı var.
    Daha önceki denemelerimde birkaç farklı firmanın pirinç unlarını kullanıp her birinden ayrı ayrı sonuçlar aldım. Sebebi ise içerisine karıştırdıkları nişasta. Pirinç keki oldukça basit bir tarif olduğu halde pirinç ununun gerçek pirinç unu olmaması sebebiyle siz de sorun yaşamak istemiyorsanız güvendiğiniz bir marka veya ev yapımı pirinç unu kullanabilirsiniz. 

    Pirinç Unu Tarifi

    İstediğiniz kadar osmancık veya baldo pirinci iyice yıkayın. Yıkama suyu berraklaşana kadar yıkama işlemine devam edin. 
    Nişastası giderilen pirinci akşamdan suyla bekletin. 
    Yaklaşık olarak 8-10 saat suda bekledikten sonra süzün. Süzgeçte yaklaşık bir saat bekletin. Suyunu süzebildiğiniz kadar süzün.
    Daha sonra bir mutfak robotu veya kahve öğütücü yardımıyla un haline getirin. 
    Sonuç olarak elde ettiğiniz un yüksek oranda nem içerdiğinden dolayı dondurucuda muhafaza etmelisiniz.

    Pirinç Keki (Tteok/떡) Tarifi

       Malzemeler:
  • 2 Su bardağı pirinç unu
  • 3/4 Su bardağı su
  • Tuz
  • Susam yağı
     Tarifi:

    

    Yukarıda tarifini verdiğim şekilde hazırlanan pirinç ununun üzerine suyu ve tuzu ilave edin. 
    Hamur haline gelene kadar karıştırın. Lor peyniri gibi görünen ancak yumuşak kıvamda bir hamur elde edeceksiniz.

    Üzerini streç filmle kaplayın, streç filmin bir köşesine hava alabilmesi için boşluk bırakmayı unutmayın. 
    Mikrodalgada 800Watt 2 dakika ısıtın.
    Çıkarıp karıştırın.
    Streç filmi tekrar örtüp 2 dakika daha aynı şekilde ısıtın.


    Mikrodalgadan çıkarıp hamuru susam yağı sürdüğünüz tezgahınıza alın.
    Bir tokmak veya düz bardak altı yardımıyla hamuru dövün. Bu işlemi uzun süre yaparsanız daha düzgün görünen pirinç kekleri elde edersiniz.
    Daha sonra hamuru silindir biçiminde ellerinizle yumarlayın. Daha kolay yapabilmek için hamuru birkaç parçaya ayırabilirsiniz



    Silindir şeklindeki hamurunuzu parmak inceliğine getirdikten sonra bırak yardımıyla uzun çubuklar halinde kesin. (Boyutu kişiden kişiye değişir tam bir standardı yok. Gönlünüzden geldiği şekilde kullanabilirsiniz)
    Pirinç kekiniz hazır! 

    Böylece evde hazırda bulunan pirinci pirinç kekine dönüştürmüş olduk. Pirinç kekleri yardımıyla TTeokbokki dışında başka tarifler de yapılabiliyor. Ayrıca Uzak doğu usulü tatlılarda kullanılan pirinç unları için yapışkan pirinç(glutenous rice) kullanabilirsiniz.
    Yakında TTeokbokki tarifini de paylaşacağım :)

Not: Diyet günlükleri paylaşan kız gitti yerine yemek tarifi paylaşan kız geldi diyen var mı? Eczacı Kız diyet de yapar Kore yemeği de :))
Not 2: Görsellerdeki tarif yarım ölçüyle hazırlanmıştır.